Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2014 Pazartesi

İzledim: İncir Reçeli 2

Kuzulaaaaar selam! Sizlere bu postumda geçen haftalarda izlediğim İncir Reçeli 2 filminin gecikmiş yazısını yazacağım..Öncelikle ilki çok sevilen filmlerin 2. si hiç bir zaman ilkinin tadını vermez, bunun bilinciyle çok beklentim olmayarak gittim ama ne yazık ki bu film ilkinin çooook gerisinde kalmış...İncir reçeli ilk filmini bile sevmeyenler bunu kesin beğenmeyeceklerdir.Çünkü İncir reçeli herkesin aynı hislerle izleyebileceği bir film değildir, aşkı en derinlerde yaşayabilen, melankolik kişiler eminim çok daha farklı açıdan haz duyarak izlemiştir ilk filmi...
     Ben ilk filmi çok beğenen biri olarak ikinciyi de beğendim elbet, ama gerek kurgu, gerek senaryonun etkileyiciliği,gerekse sürükleyicilik, seyirciyi şaşırtma, yerden yere vurma açısından solda sıfır kalır bu film....
Sevdiğim şeylere gelirsek; film karelerinin her biri tablo gibiydi, her şey estetik, her şey sanatsal, her duygu geçişinde tamamlayan müzikler,sanki 3. gözünüzü açıyor, gönül gözünüzü..o ince hisler sizin ruh aleminizde harika bir şölen yaratıyor..Yaşam koşturmacasında soğuk bir kış günü bu tatlı duygularla, sevilmeye muhtaç insan olduğumuzu hissettiren sıcacık bir film....Eyyyy aşk sen ne güzel şeysin öyle:) Halil Sezai şarkılarını zaten severim, ama en son Müslüm Gürses affet şarkısı cidden son noktayı koyuyor..
    Film sonrası iki şeye dikkat edin, birincisi mutlaka dövme  yaptırmak isteyeceksiniz:) ikincisi de "ah ulen ahh" çekip içmeye can atacaksınız, yahu film sanki Tekirdağ rakısını sponsor almış, o kadar içme sahnesi var ki ister istemez insanın canı çekiyor yok böyle bir şey:)
Ben en çok Galata sahnesini beğendim, hem replik etkileyici idi hem o ambiyans, o sahne ne Allah aşkına, Galataya tam karşıdan bakan o çatı terası nerde çok merak ettim, bilen varsa Allah rızası için söylesin yaaaa, oraya yakın bir arkadaşımla gidip hayatı sorgulamak, varoluşumuzun anlamı hakkında sabahlamak için dayanılmaz bir arzu içindeyim:))))

filmde hoşuma giden birkaç spoiler ile yazıma son veriyorum, hoş çakalın! :)


"-bir şeyi merak ediyorum. size de oldu mu hiç, sofraya iki tabak çıkarıp tek başına yemek yediğiniz, sonra bulaşığın kısa sürdüğüne üzüldüğünüz, çamaşır makinesi dolsun diye çok hafta beklediğiniz, bana çok oldu. size de oldu mu hiç? sabah cezveye iki yumurta atıp ikisini de yemek zorunda kaldığınız, önce zil çalıp sonra soğuk anahtarla eve girdiğiniz, her boka göğüs gerseniz de sırtınızın kirli kaldığını hissettiğiniz, bana çok oldu. size de oldu mu hiç? ölüm haberini aylardır kullanmadığı çorabından aldınız mı, bir kavanoz incir reçeli miras kaldı mı size? bana kaldı ve hiç bir tat da acıtmadı genzimi bu kadar. siz en sevdiğiniz şarkıdan atladınız mı hiç? ben atladım. yere düşmesi bir ömür sürüyor."

"yolda uzun süre aşka düşmemiş bir adama denk gelirse yüreğiniz, çalkalayın, zira dibine çökmüş olabilir seven yanları"

"cebimde bir tek hoşçakal yoktu sana, ben uyurken koymuşsun cebime, hoşçakal......"

LAME




23 Mart 2014 Pazar

Bi küçük Eylül meselesi


Not:Haftalar öncesi izleyip sonrası çok etkisinde kalıp hemen word'de yazısını yazıp çok gecikerek post'unu yayınlayabiliyorum, kusuruma bakmayın ..


Herkese merhabaaaaaaa! Sizlere hafta sonu izleyip hala etkisinde olduğum bir filmden bahsetmek istiyorum.

Bi Küçük Eylül Meselesi….

Fragmanını beğenip Nil’in müthiş şarkısınıda (“kanatlarım var ruhumda”) duyunca izlemek için can attığım bir filmdi pek tabii fos çıkma olasılığıda mevcuttu ama benim tahminimin çok üstünde bir film çıktı…

Kısaca konusu şöyle;

Güzel, cool, hayat dolu,kendine güveni tam Eylül kızımız Bozcaada’ya tatili sırasında adada yaşayan Tek isimli ezik, asosyal,çirkin karikatüristin ilgisini çeker ve tanışırlar. (aslında Engin Akyürek Türk erkek standartlarına bakarsak bence çirkin değil ama senaryoda işlenme şekli çirkin olduğu için bu şekilde açıkladım….Yoksa etrafımızda sürüsüne bereket Tek’i aratacak çirkin erkekler mevcut değil mi kızlar? L( )Eylül’ün dalga niyetine sadece tatilde iyi vakit geçirmek için takıldığı Tek ona hayatın bambaşka yönlerini gösterir ve Eylül Tek’e aşık olur….Eylül elinde iphone’u foto çekip anında instagramda paylaşma modunda yaşamın tatlı inceliklerini kaçıran bir kız iken Tek ona hayatın yalın ve bambaşka bir yüzünü keşfetmesini sağlar….Aşk!!!!!! gibi..:)

Filmin ayrıntılarına izlemek isteyenler için çok girmeyeceğim ama gerçekten bence harika bir filmdi…..Yönetmeni ve yazan Kerem Deren…Hatırlarsanız Ezel’in senaristiydi kendisi ve ben Ezel’in en başlarını çok beğeniyordum, sonlara doğru uzata uzata kabak tadı vermişti ve izlemeyi bırakmıştım ama ilk yarı bence gerçekten çok güzeldi….Bu filmde de Kerem Deren çokça flashback yapmış, ama yerinde ve kurguyu eksiksiz tamamlayarak…

Ve bence baştan sona hiçbir saçma şey yoktu, her şey bana o kadar mantıklı geldi ki….

Baştan söyleyeyim Eylül kızımızı oynayan Farah Zeynep Abdullah güzelliğiyle büyülüyor, hatta sevdiceğim “bu kız bu kadar güzel miydi” deyince ki eminim bir çok erkek aynı tepkiyi verir kıskançlıktan yarılmanız an meselesiJ))) Ben bile şaşırdım yani banada önceleri o kadar güzel gelmiyordu….Sarışınlık inanılmaz yakışmış…Birde filmde birçok sahnede makyajsız duru güzelliğini fark ederken makyajlı hallerinde güzelliğin doruğuna çıkıyor, o derece yaniJ)) tabi izlerken makyajın gücünüde çok net fark etmenizi sağlıyor….

Birde o giydiği kıyafetler öyle muhteşemdi ki…..Yani şu film sonrası Eylül film kreasyonu diye bir şey çıkarsalar koşa koşa giderim almaya heraldeJ Çok enteresan ama giydiği tüm parçalar tam benim zevkime uygundu….

  Filmde Tek’in karikatürleriyle müzik eşliğinde geçişler beni çok mutlu etti, bizim sinemamızda bu tip şeyler çok az yapılıyor, filme zenginlik ve görsel zenginlik katmanın yanında Eylül’ün bilinç altında olan biteni daha iyi anlamamızı sağlıyor…

Aslında film vıcık vıcık bir aşk filmi değil, hatta bizi tam doruklara çıkarırken tepetaslak düşüren bir film….

Aşk’tan bu kadar korkulur mu diye şaşıracaksınız belki, evet bu derece korkutur….Hatta bence bilinçaltında kendimizi engellediğimiz bu denli frene bastığımız bir duygu daha yok…Aşk’a kendini bırakmak cesaret ister, yürek ister, mantığı bir kenara bırakmak ister….Ama bazen  biz kendimizi bırakmadan yanlış yada doğru diye bir iç ses kalbimizden önce davranır…..Aşk korkutur çünkü bize hayatta yapmayacağımız şeyleri yaptırır, saçma sapan şeylerJ

Filme döneyim bu harika filmde Bozcaada’nın müthiş manzaralarını görmek beni çok mutlu etti….Mitos plajını, Polante’yi, meşhur kahvesini, çınaraltını, patlıcanlı böreğini, gizemli ara sokakları, domates reçelini görmek benim Bozcaada anılarımı çok fena depreştirdiL….Eminim film sonrası görmeyenlerden çok gitmek isteyen olacak bu şirin beldeye…

Filme beni etkileyen birkaç replik vermek istiyorum;

Tek in Eylül’e söylediği;

-ne olur hatırla beni, çünkü o anılar sadece senin değil…

-Kim olduğumuzu başkaları söyler bize, ben adada mahsur kalmış bir adamdan en güzel hikayemi dinliyorum…

 

-çirkin insanlar güzel insanlar onları fark etsin diye olmadık şeyler yaparlar, bizler görünmez olmaya o kadar alışığız ki tek bir bakışla çirkin bir insan onu fark edene umutsuzca aşık olur….

 

Ve beni en çok etkileyen replik Eylül’ün Tek’e söylediği;

 

-Beni çizmeni istiyorum çünkü senin gözünden nasıl biri olduğumu merak ediyorum….

 

Zaten aşk bir bakımada karşımızdakinin ruhunda yarattığımız kusursuz kendimizi fark edip mutlu olma hali değil mi?  O kusursuzluk bozulmasın isteriz hiçbir zaman, hep onun gözünde tanrıça olmak isteriz... Neyse sevgili dostlar kısaca bu güzel filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim..Filmle ilgili tek eleştrim aşk daha yoğun işlenebilirdi, kurguyu net anlatabilme çabasında aşkı anlatan sahneler biraz kısa kesilmiş gibi geldi bana...
 
baharın gelmesiyle aşk tadında bu filmi kaçırmayın güzeller !! :)
 
LAME


2 Nisan 2012 Pazartesi

Devrimden Sonra- İzleyin İzlettirin!!!!!



Son dönemlerde izlediğim en ilginç film ile karşınızdayım!!
Devrimden sonra!!!!

Bu harika film Mayıs 2011'de gösterime girmesine rağmen ne yazık ki pek ses getiremedi, ses getirseydi böylesine enteresan ve hoş bir konu eminim ki tv de kanal kanal tartışmalara konu olurdu...

Film adı üstünde Devrimden Sonra neler olur? bunu konu ediyor...Sosyalist bir devrim sabahında Türkiye toplumunun her kesiminde hayatın ne yönde nasıl değişeceği çok güzel ve yalın bir dille bize verilmiş...

Önce köylülerden başlıyor, devrim öncesi toprak sahibinin köylüyü ırgat olarak kullanıp ektirip biçtirip kendine köle yapmasını ardından devrim sonrası köylünün " toprağa devlet el koyacak, tohumunuzu vs devlet ödeyecek hepiniz ekip çalışıp hepiniz eşit bir şekilde kazanacaksınız" şeklinde bilinçlendirilmesi hoş bir kısa hikaye ile anlatılmış...

Filmde kısa kısa hikayeler var 2. hikayede fabrika işçilerinin nasıl etkilendiği anlatılıyor...Tüm fabrikalara sosyalist parti yani devlet el koyuyor ve fabrikada çalışan işçiler artık patron için çalışmıyor devlet için çalışıyor...Çalışanlar kendi kararıyla yönetimi seçiyor ve kendileri çalışıp kar çalışanlar tarafından bölüşülüyor...O işçilerin yeni rejimi dinlerken halini görseydiniz, benim gözlerim yaşardı inanın...Biri cehaletle "bu yeni gelenler zam yapar mı? " diyor öbürüne...O kadar alışılmışız ki ezilmeye, aç kalma, evsiz kalma korkusu insanları nasılda çaresiz yapıyor...Bir işçi evine gelip karısına " 20 sene boyunca önünden geçip giremediğim restoranta bugün oturup yemek yiyebildim" diyor düşünceli düşünceli...Gerçekten filmin bu kısımlarıda çok dokunaklı...Yeni rejimi anlatanlar onlara bangır bangır "artık işsiz kalmaktan korkmayın, artık evsiz kalmaktan korkmayın, devlet insan gibi yaşamanız için tüm haklarınızı sağlayacak "diyorlar ve işçiler gözü yaşlı  bir halde dinliyor...

En güzeli kiracı modeliydi....O hikayede kiracı bir emekçi adam ve karısının hikayesi var....Adam maaşının yarısından fazlasını kira parasına ödemek zorunda, ve diyorki "bu nasıl adalet, bir insan ömrü boyunca çalışıp yinede maaşının yarısından fazlasını kira mı öder?" yine mi bir evi olmaz" diye...Devrim sonrası bir değişimde bu noktada, "herkes oturduğu evin sahibidir." kanunu çıkıyor...:)

Daha neler neler....Nato'dan çıkıyoruz, ülke dışı tüm askerlerimizi çekiyoruz,  "iç ve dış borçlar iptal ediliyor, tüm kredi kartı borçları siliniyor" vs...aslında hepsi çok ütopik ama insanı izlerken nasıl mutlu ediyor anlatamam sizlere...

Film herşeye başka bir yönden bakmamızı sağlıyor....Emekçiye saygıyı , insan gibi yaşamanın hepimizin hakkı olduğunu, emeksiz çabasız rant sağlayarak zenginliğin geri alınıp emekçi insanların devlet için çalışıp kazandıkları ölçüde kazanacakları, herkese eşit şekilde yaşayabilecekleri bir ülke vaadediliyor....Eğitimin parasız olacağı, doğal gaz ve elektrik faturalarının olmayacağı bir düzeni hayal etmemizi sağlıyor...

Çok anlattım çünkü biliyorum insanlar izlemek istemeyecek, çünkü güzel bir hafta sonunda sizde benim gibi eğlenmek isyetecek  komik yada bol aksiyonlu  filmler izlemek isteyeceksiniz biliyorum... Belki cezbeder fikriniz değişir diye detaylı yazıyorum...

Çünkü bu film izlenmeli....Ütopik gelsede , hayal ürünü olsada izlenmeli.. Komünizm kapitalizmin detaylarını bilmeyen ,sadece dindarlık, yada alevilik ,dinsizlik gibi şekilsel simgelere indirgeyen cahil kesimin sosyalist rejimle kapitalist rejimin arasındaki farkın ne olduğunu anlamasını sağlaması için izleyin ve izlettirin....


Sosyalist rejimde insanlara devletin daha çok sosyal haklar sağlayabileceği, insanların işsiz kaldığı zaman diliminde de sağlık-eğitim vs haklarının devlet tarafından karşılanması gereken  ,zenginle fakir arasında bu derece uçurum olmayan herkesin daha eşit şartlarda daha huzur içinde yaşayabileceği bir rejim olduğu 

Kapitalist rejimde ise serbest ekonomi (liberalizm) nin maksimumda olduğu Amerika da olduğu gibi herşeyin özelleştiği, çalışamayan, işsiz kalan için sistemin çok acımasız olduğu, hatta parasızlık yüzünden ölebileceğiniz bir rejim söz konusu...Parasızlık yüzünden okuyamayacağınız, aç kalabileceğiniz bir durum söz konusuyken dev firmaların insanları borçlara soka soka karlarını katlaya katlaya zenginleşip büyük balığın küçük balığı yuttuğu çok daha acımaz bir rejim söz konusu....

Sağ ve sol hikayesinde benim şaştığım şey işçinin, emekçinin, öğretmenin, öğrencinin sol yönde yani daha sosyalist olması gerekirken, ülkemde alt gelir seviyesinde insanların özellikle sağ partiye sırf dini duygularını suistimal ediyor diye prim vermesi...

hepinizinde bildiği gibi söylenecek çok şey var, vaktim olsa keşke, devrik cümlelerim, imla hatalarım yüzünden kusuruma bakmayın, hızla ancak bu kadar şey anlatabiliyorum....Sadece bu filmi  izleyin ve izlettirin diyebiliyorum....!!!! Sevgiler...
LAME












15 Ocak 2012 Pazar

DVD Keyfi: Zamana Karşı-In Time



Bu filmi çooook önceden beri aşırı izlemek istiyordum nihayet dün muradıma erdim,:)Hemen sizlere yorum yazmak istedim...Bir kere senaryo yada fikir kime aitse yaratıcılığından dolayı kutlamak istiyorum, senaryo çok manyak birşey:))) Acaip yaratıcı geldi bana, filmde yakın gelecekte bir tarih anlatılıyor göya insanlar artık ölümsüzlüğü bulmuşlar ama bu seferde sınırlı kaynaklar olduğu için yine güçsüz tarafın ölmesi gerek...Eeee güçsüz taraf kim olacak? Tabiiki fakirler!'!! Filmde kimse 25 yaş sonrası yaşlanmıyor fakat varoş kesiminde yaşayanlar 25 sonrası eğer para kazanamazlarsa genç yaşta ölmek zorunda kalıyorlar, herkesin kolunda bir sayaç var , orada ne kadar yılı ,ayı ,günü ve saniyesi kaldığı yazıyor, diyelim ki bir kahve alacaksın sana fiyatı 1 dakika deniyor, her şey zamanla ölçülüyor, kolundaki sayacı garsona veriyorsun ömründen 30 saniyeni alıyor:))  Hayat mı kahve mi???Yada elmas küpeler mi? Hayat mı?:))) Herşeyin bedeli ömrünüzden dakikalarla, aylarla ölçülüyor...Kısacası para yerine hayattan dakikalar geçerli. Gelelim burjuva kesime, orada ise insanların kollarındaki sayaçta bırakın yılları milyon yıllar mevcut:) Zamanı onlar ele geçirmiş, ölen kesim varoşlar, zenginler ise yüzyıllar boyunca 25 yaşında dolanıyorlar etrafta!!! Şuanki polis yerine zaman koruyucular devriye geziyor:)) En önemli olan şey zaman olduğu için zaman korunuyor:))Birde filmde en sevdiğim şey insanlar kollarının sayaç kısmını temas ettirerek birbirlerine zaman geçirebiliyorlar.Sevdiğin birine kendi zamanından geçirebiliyorsun eğer onun zamanı az kalmışsa:))Tabi burda işin içine romantizm de girebiliyor, senaryonun biraz uyduruk ve saçma bir ayrıntısı ama severim böyle şeyleri:))

Daha fazla uzatmayayım tüm filmi anlatacağım neredeyse, konu süper fakat bence kurgu biraz zayıf kalmış, abicim birde şu Justin den vazgeçsinler yaaaa, sevmiyorum bu adamı, o şarkılarını söylemeye devam etsin...Filmde çok sevdiğim Olivia Wilde da var, ama rolü kısaydı, birde tüm oyuncuların ya 25 yaşında olması ya da 25 gözükmesi gerektiğinden öyle kelli felli ağır amca Holywood starı oynatmaları imkansız olmuştur sonuçta:)

Filmde benim beklentim hayatı sadece zamana indirgememeleri, zamanla beraber hayaller yada yapılan şeyleri, gerçekleşen şeyleri vurgulayabilirlerdi..Mesela varoşlardaki kesmin hayallerininde küçük olmasından bahsedebilirlerdi, yada zengin kesimde tamam adam yaşamış yüzyıllarca da ne yapmış? Bunlar pek yüzeysel geçilmiş, ama yinede ben zevkle izledim, tavsiye ederim sizlere.. İyi seyirler! Fragmanı merak ederseniz aşağıya ekledim ;




18 Aralık 2011 Pazar

DVD Keyfi: 1 Film Önerisi, 2 Film İzlememe Önerisi


Hafta sonu DVD keyfi olarak izlediğimiz bu filmi hoşça vakit geçirmek isteyen herkese tavsiye ediyorum...
2011 yapımı Lucky filmine tarz olarak absürd komedi diyebilirim....Çünkü film ciddi anlamda absürd ve olmadık yerlerde güldürüyor:)) Başrolde oynayan Colin Hanks (Tom Hanks in oğluymuş yeni öğrendim:)) ve Ari Graynor tam anlamıyla rollerine uymuşlar...Tam psikopatlar ikiside:))

Filmin konusu kısaca şöyle; Büyük ikramiye kazanan bir erkek ile aynı iş yerinde ona önceden hiç pas vermeyen sekreter kızın büyük ikramiye sonrası erkeğe parasından dolayı ilgi duyması ve kısa zamanda evlenmeleri ve buna paralel seri cinayetler....!!!

Çok büyük beklentisi olmayan, değişik tarz film izlemek isteyen, hoşça vakit geçirmek isteyen herkese öneririm...Tipler tam psikopat onu belirteyim:))

ASLA İZLEYİPTE VAKİT KAYBETMEMENİZ GEREKEN FİLMLER!!!!


"Friends with benefits" açıkçası sırf Mila Kunis'i sevdiğim için aldığım bir filmdi...Tam anlamıyla hüsran oldu, içerik sıfırrrrrr, tam anlamıyla teenage Amerikan esprileriyle dolu, ne desem az gelir, zaten film bolca sevişme sahnelerinden ibaret, ayrıca DVD kapağındaki resim  filmin kısa bir özeti gibi olmuş:)) Şu Justin'i zaten sevmem iyice nefret ettirdi bu film...!




Bir avuç deniz filmini çoooook önceden başka bir film izlerken fragman olarak görüp evde izlenebilir diye düşünmüştüm...Çünkü süper görsellik içeren masmavi deniz, ve fragmandaki aşk ilgimi çekmişti...Ama inanın evde izlemeye bile değmeyecek bir film...Yalnız hakkını vermek isterim ki görsel çekimler inanılmazdı...Şimdi güzel olan birşeyide söylememek olmaz dimi??....Müzik, sahnelerin geçişleri, hatta filmin ilk girişinde bile orkidelerin gösterisi beni büyüledi...Ayrıca Türk filmlerinde pek alışkın olmadığımız klasik müzik görüntülere bambaşka anlam kazandırmış...Ahh birde içerik iyi olsaydı....:((.Film bitiminde özellikle görüntü yönetmenini kontrol ettim, yabancıymış....Fakat sadece görsellik ve müzikler yetmiyor, içeriği cidden  boş, filmin konusu çok kısaca şöyle; asıl erkek iyi okullarda okumuş, yurt dışında eğitim görmüş, iyi bir aileye sahip tam bir beyaz Türk adamıdır, nişanlısıda aynen onun gibi beyaz Türk olan prenses vari bir tiptir...Fakat bir gün Deniz (Berrak Tüzünağaç) karşısına çıkar ve Deniz herkesten çok farklıdır, anınını yaşamak isteyen, tüm kalıplaşmış fikirlerden uzak, gayet aykırı bir tiptir....Asıl erkek birden ona ilgi duymaya başlar ve akabinde olaylar gelişir....Aslında konu güzelde replikler öyle klişe ki...Hele Deniz rolü'nün hayat felsefesi , bildiğiniz üniversitelerde gotik motik kızlar olur ya, teenage ama aykırı olmaya çalışan, fakat daha hayatı algılayamamış..Aynen öyle,  aman uzatmayayım, kısaca basit özensiz bir film, beğenmedimm....

Dip not: Lafım erkeklere: Ancak Berrak Tüzünağaç hayranıysanız izleyin, çünkü filmde oldukça cesur ve güzel....!

















4 Aralık 2011 Pazar

Bir Çağan Irmak Klasiği- "Dedemin İnsanları"



Herkese merhabaaaaaa, yine bir film tavsiyesiyle karşınızdayım!!!! Çağan Irmak'ın tüm filmlerini beğenen biri olarak hafta sonu gittiğim ve ancak yazma fırsatı bulabildiğim bu filme de bayıldım!!!Bu film tipik bir Çağan Irmak filmi arkadaşlar ; içinde hüznü barındıran aynı zamanda da yüreğinizi ısıtan bir film...Filmin konusu kısaca şöyle;


DEDEMİN İNSANLARI, küçük bir kasabada yaşayan on yaşındaki Ozan (Durukan Çelikkaya) ve dedesinin (Çetin Tekindor) hikâyesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor.

Ozan, 80 darbesiyle atanan belediye başkanının (Zafer Algöz) rant peşinde koşan tavrına başkaldıran babası İbrahim’in (Yiğit Özşener) ve mübadele, askeri harekatlar ve darbelerle ömrü geçen dedesi Mehmet Bey’in ailesi ve ülkesine nasıl sahip çıktığını gözleyerek yeni ülkesinde büyümektedir.

       Ozan, azınlık gözüken sıra dışı insanları, büyük bir hoşgörü ile sahiplenen dedesinin kalbini kıranın, aslında ülkesi olduğunu yıllar sonra anlayacaktır.


Film mübadele yıllarını o kadar iyi anlatıyorki o insanların dramına nasıl yüreğim burkuldu anlatamam, insanın yaşadığı ,anılarının geçtiği topraklarından kopup başka yere gelmesi ne kötü bir şey!!!Ve Girit'li olupta mübadele zamanı ailesiyle İzmir civarlarına gelmek zorunda kalan  filmin kahramanı Mehmet bey (Çetin Tekindor)  karakteri nasıl bir karakterdir öyle!!!! Çetin Tekindor nasıl müthiş bir oyunculuk sergilemiş öyleee!Film hem torun Ozan'ın hem de dedesi Mehmet bey'in gözünden anlatılıyor...Ozan ve dedesi arasındaki ilişki, dedesini gözünde kahraman olarak görmesi, karnesini alır almaz soluğu dedesinin yanında alması falan beni çok duygulandırdı....Dedenin onun asabi davranışlarını anlamaya çalışması, hemen kızmak yerine onu dinlemeye, anlamaya ve çözüm bulmaya çalışması beni cidden etkiledi!!Off yazarken bile ağlamam geliyor, zaten ağlak bir tipim filmde düşünün halimi bir kutu selpak tükettim:((

Mehmet bey'in ailesinin bahçeye geldiklerinde anneannenin komşulara bağırması,yazın ilk karpuzu çıktığını görünce gösterdikleri sevinç, bahçede geçen sahneler, hepsi birbirinden güzeldi....O sımsıcak aile tablosu çoook güzeldi, hiç mutsuz olmasınlar istedim film boyunca, ailenin karşılarına çıkan küçük problemleri aşıp tekrar yüzlerinin gülmesi, keyifli yemekler, içten sohbetler beni izlerken çok keyiflendirdi..Ege'li olmasam da yazlığımız Ege'de olduğundan oradaki insanların sıcaklığına ve yaşam enerjilerine bayılıyorum!!!Bu filmde o sıcaklığı nasılda vermiş, sımsıcak aile portresi, o dialoglar, görüntü kalitesi yüksek görseller tek kelimeyle süperdi, hele oralıların biraz deli olduğunu, yani 3 şekerli olduğunu vurgulaması çooook şirin bir anlatım tarzıydı...Mübadele zamanı gemilerle insanların göç etme sahneleri Holywood filmleri tadındaydı ,Çağan'ın duyguları çok iyi vereceğinden zaten emindim de görsel sahnelerinde bu derece muhteşem olacağını hiç tahmin etmemiştim..

Ozan'ın 'metafor ne demek?' diye herkese sorması ve karşılığında aldığı cevaplar da çok iyiydi. Peruzat'ın  yaptığı tablodaki metaforu da çok beğendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.:)   (izleyince görürsünüz konuyu açıklamayacağım:)
Filmde hem mübadele hem de darbe anlatılıyor, Çağan Irmak o kadar güzel ders veriyorki bu sahnelerde, politik görüşünü inanılmaz hoşgörülü ve hümanist olarak aktarmış....Yaşa sen Çağan!!!!devam et böyle !!!!

Mehmet bey'in filmin başlarında sürekli beyaz takım elbise giyip daha sonra akabinde yaşanan olaylarla koyu renk takım elbiseye geçişini anında yakaladım!!Kesinlikle güzel bir ayrıntıydı!!
Hele o çocuklar.....Mehmet bey'in torunu ile diğer çırak rolündeki çocuk, inanılmaz şirinlerdi ve oyunculukları cidden süperdi....Ben asıl çırak çocuğa bayıldım, o çiçek gösteren cam aleti neden çöpten aldığını anlattığında inanın içim titredi. Şimdiki zamane bebelerini düşünüyorumda böyle saf çocuklar hala var mı diye merak ediyorum doğrusu....Pek çocuk sevmeyen biri olarak o çocuğu alıp kucaklayasım geldi yaaa....:))

Neyse filmi daha fazla anlatmıyorum ve izlemenizi çooook ama çoooook tavsiye ediyorum...!!!





15 Kasım 2011 Salı

Beni Unutma




Hafta sonu 2. seçtiğimiz sinema Özer Kızıltan yönetmenliğinde çekilen "Beni Unutma" filmiydi...Gelgelelim bu seferki seçimimiz ne yazık ki pekte doğru değilmiş...! İyi vakit geçirdik fakat benim beklentimi kesinlikle karşılamadı... Mert Fırat'a "Başka dilde aşk" filmine zamanında tam not vermiştim hatta Türk sinemasında hiç beklentim olmayarak izleyip sonra üst noktalara koyduğum bir filmdir... Filmi seçerken Mert Fırat'ın oynaması benim için önemli bir etkendi ve tabi bunun yanında  yönetmen Özer Kızıltan 'ında geçmişte Takva gibi kaliteli bir filme imza atmış olması da ikinci önemli etkendi.  Birde konu aşk olunca ve duygusal bir film olunca Lame naapar selpak mendilini hazırlar ve gider ağlamaya:)))
Filme çok güvendiğim için sevdiceğimle gitmeyi çok istedim, bir "Issız adam" yada "Aşk tesadüfleri sever" tadında romantizm yaşayarak çıkacağımızı umarak aşırı ısrar ettim ona ama ne yaptımsa filmi izlemeye gelmedi, arkadaşın eşi de aynı şekilde istemeyince bizde kız kıza gitmeye karar verdik:))) İyiki de öyle yapmışız, ağlaya ağlaya bir hal olduk:))

Filmin başröl oyuncuları;



Filme gelecek olursak erkek cephesinde heyecanını yitirmiş bir nişanlılık ilişkisi yaşanmakta ,kız cephesinde ise bir aldatılma mevzusu yaşanıyor ve yalnız kalan depresif kız ile nişanlısının yanlış kişi olduğunu anlayıp ayrılan erkek birbirlerine tesadüfen rastlaşıp çok büyük bir aşın içine düşüyorlar!!!Aslında konu çok klasik gibi gözükse de çok işlenebilen bir konu bence....Ama gelin görün ki film öyle değil, filmde her şey o kadar klişe ki....Görsel çekimlerin zenginliği ve müzik dışında inanılmaz basit bir film....Birde hiç ama hiiiç gerçekçi değil!!!!


Şu fotoya bakın!!! soruyorum size hangi kız erkek arkadaşının doğum gününde ona bir çiçek demeti alır ve onun evine doğru vespasıyla böyle hızla yol alır!!!!:)))


Kızın erkeğin söylediği tüm kalıplaşmış klişe laflardan etkilenmesi, hemen kapılması bana hiç inandırıcı gelmedi....Hani teenage olsalar anlarımda ikiside işinde gücünde insanlar, bu kadar basit işlenmemeliydi aşk!! Hele filmde aşkın  cereyan edip hemen evlilik çocuk olayları vs hızla yılların geçmesi çok yapay durmuş..... Oysa kısa bir zaman diliminin uzun ve etkili dialoglarla işlenmesi çok daha etkili olabilirdi....


Açıkçası filmi izlerken  ben çok ağlak bir tip olduğum için ağladım ama çokta ağlatacak bir film değildi... Ben ve arkadaşım Sanem bir bayan olarak filmde hemcinsimiz Olcay'ı inanılmaz beğendik....:)) Erkeklere bakacağımıza gözümüzü bu kızdan alamadık.....Hiç tanınmış bir oyuncu değil ama o kadar karakteristik farklı bir güzelliği varki + filmde giydiği kıyafetler (vintage tarzda) beni benden aldı...Bu kızın oyunculuğununda süper olduğunu dip not olarak eklemek istiyorum....Bir insan nasıl bu kadar sade ve doğalken aynı zamanda bu kadar güzel olur....!!Aşağıda Olcay'ı oynayan Açelya Yılhan'ın düz ve kıvırcık saçlı hallerini görüyorsunuz, ben kesinlikle filmdeki gibi kıvırcık saçlı halini beğendim ve izleyince kendi koyu renk saçlarımı çok özlediğimi hissettim (maymun iştahlı Lame hemen kıskançlık yapmaaa! saçların yeni yandı , dumanı üstünde henüz, bırak azcık iyileşsinler:)))


Birde filmin en sevdiğim düğün görüntülerinden bahsedeceğim;  


Tek kelimeyle süperdi!!!!Yeni evleneceklere kesinlikle ilham vereceğini düşünüyorum...Kızın duvağı yoktu, sade ve düz bir gelinlik giymişti....Bizler gibi kabarık  tarlatanlı ve şatafatlı gelinlik giymeden de güzel olunabiliyormuş demekki:)))) 
Bizim gelinlerimiz hep klasik topuz yapar oysaki topuz çok az yüz şekline yakışır, birde kızın saçına bakın fönlü bile değil, mor çiçekli tacına bayıldım doğrusu!!




Burası neresi bilemiyorum ,Ağva olabilir diye düşündüm ama sandalda bulunan gelin ve damadı arkadaşlarının iskeleye çekmesi fikri çooooook hoşuma gitti.:)))Ne kadar romantik öyle yaaaaa.....


NOT: Çok beğenmediğim bir filmi bile böyle uzuncana anlattım ya helal olsun bana!!!! Bu huyumdan kurtulamadım gitti, bu postlarım çok vakit aldığı , benimde çok dar vaktim olduğu için ve buna ek olarak daha sık post yayınlayabilmek  adına bu huyumu yeneceğim!!! Kısa post yazma kararı aldım arkadaşlar bakalım uygulaya bilecek miyim??:)))






14 Kasım 2011 Pazartesi

Immortals- Ölümsüzler

Hafta sonum havalar soğuduğundan beri pek bir verimsiz geçmekteydi ki geçen hafta sonu nihayet turnayı gözünden vurduk:)) 2 günüme 2 sinema+ 1 canlı performans müzik şölenini sığdırabildim:) İzlediğim filmlerden ilkinden Immortals'tan bahsetmek istiyorum öncelikle, 2. film ve müzik yazım bir sonraki postlarda olacak:))İlk olarak sevdiceğimle uzun süredir planladığımız Immortals (ölümsüzler) filmine gittik...Konusu Yunan mitolojisine dayanan film benim gibi fantastik filmleri, efsaneleri sevenler için tam bir görsel şölen...Yalnız 3D izlemeyi unutmayın, yoksa o muhteşem çekimlerin hepsi ziyan olur...Filmde basit sahneler bile beni etkiledi, deniz kenarındaki kayalıklı inanılmaz yüksek kale ve yerleşim bölgesi süperdi, hele hele birbirlerine kenetlenmiş 3 devasal adam heykelinin  bulunduğu tapınak tam tüyleri diken diken edici cinsteydi....3 boyutla sanki o adamların ortasında küçücük kalmışım gibi hissettim:)


Filmde Kral Hyperion (Mickey Rourke) güce tapan ve insanlığa karşı savaş açmış biridir..Amacı süper güç barındıran Epirus yayını ele geçirip bu yay ile Titanları serbest bırakıp insanların üzerine yönlendirmektir...Birde filmde insanlığı korumak isteyen tanrılar cephesi vardır...İşte benim en sevdiğim kısım:)) Zeus ve çocukları insanlığı ve olan biteni gökte çoook çok yükseklerden izlemektedirler.. Tanrı Zeus insanlığı ve dünyayı kurtarması için Theseus 'u lider seçer...Bu arada ben bu Theseus'u ne kadar
six pack'te olsa hiç beğenmedim:)) Lider seçilecek özellikleri pek bulamadım...Oysaki Zeus hem oyunculuk hem karizma adına süperdi:)) Rolünün inanılmaz hakkını vermişti, eeeee Lame boş durur mu hiç sizler için birkaç Luke Evans (Zeus rolündeki) fotosu buldum, bakalım sizde beğenecek misiniz ?? (Bu arada araştırma yaparken Jessica Biel ile bir dönem sevgili olduklarını öğrendim!!)



Eveeeeeettttttt sizlere bu kadar bahsettim birde filmden bir Zeus sahnesi paylaşmamak olmaz:)) Aşağıda Tanrılar tanrısı Zeus'un mecburen insanlığa müdahele etmek için iniş yaptığı sahne var, önce tanrıça güzelliğinde kızı Isabel Lucas iniyor sonrasında ise bizim Zeus'umuz geliyor ve bakın neler yapıyorrrrr?????





Gelelim filmin aktistlerine;
Fimin ikiside birbirinden güzel oyuncuları; Hintli Freida Pinto ve  Avustralyalı Isabel Lucas.. Hindistan lı Freida'yı Slum dog millioner'den hatırlayabilirsiniz, orada da çok beğenmiştim, inanılmaz güzel bir kız, bu filmde geleceği görebilen bakire kahin rolünde...Onun diğer bakire arkadaşlarına filmde çok güldüm nedense:)))Yalnız  sinemada yanımda bir kız grubu vardı onlar da gülünce yalnız olmadığımı anladım:))


Isabel Lucas'ta  göz kamaştıran güzelliğiyle cidden tanrıça rolüne çok yakışmış, ne kadar rol kabiliyetini pek iyi bulmasamda filmdeki karaktere cuk oturmuş ....

Haaaa birde ergen kızlarımızın beğendiği Poseidon var; :))
Kısacası hoş vakit geçirebileceğiniz bir film, ama çokta beklenti içerisine girmeyin çünkü senaryo çokta iyi değil, biraz basit geldi bana açıkçası....Konu mitolojiden geliyor diye çok büyük bir içerik beklemeyin...Hele hele sonlara doğru 3D nin dibine vurmak adına kesik başlar kesik bedenler havalarda uçuşuyor ve bir noktadan sonra komik bile gelmeye başlıyor:)))

En son olarakta filmin ana kahramanı ama benim en az ilgimi çeken Theseus'a yer veriyorum ve iyi seyirler diyorum.....





26 Eylül 2011 Pazartesi

Last Night



Hafta sonu gecenin bir yarısı bu filmi izledik arkadaşlarla... Aslında öncesi yemekte şarabın dozunu kaçırdığımız için bir kısmımız sızmıştı:((, fakat bir kaç saat sonrası hepimiz ayık hale dönünce haydi film izleyelim dedik ve bu filmi seçtik...Aslında benim umudum yoktu, sızarız, kesin uyuyakalırız dedim ama film sağolsun bizi uyutmadı:)) Filmde evli bir çiftin karşılıklı şüphe durumları,  sadakat, vicdan muhasebesi olayları işlenmişti... Film resmen ekrana çiviledi bizleri...Sadakat güzelde şüphe duygusu öldürücü geldi bana...Keira Knightley'i önceki postlarımdan okuyanlar bilirler çok severim ve bu filmde yine bombaydı!!!Yalnız biri acilen bu kadına birşeyler yedirsin yaaaa, birazcık kilo alsa süper olacak...Tüm oyuncuların oyunculuklarını beğendim ama filmi asıl götüren kesinlikle Keira'ydı...Keira'nın oynadığı Joanna karakterini çok sevdim, inanılmaz açıksözlü ve mantıklı bir tipti...Düşüncesini tüm yalınlığıyla pat pat söyleyişine hayran oldum....Aynı açıklığı eşine mecburi olarak  göstermemesi :) enteresandı , bunun yanında eşini çok çok iyi tanıması ,eşine bir çok şeyi sezerek tuzak sorularla gerçeği söyletebilme yeteneği harikaydı...Eva Mendes  çoğu filminde oynadığı gibi yine seksi kadın rolündeydi ve bence çok sönük kalmıştı, Sam Worthington ,Michael rolünde çoook yakışıklı olsada oyunculuğu bana donuk geldi...Alex rolüyle Joanna'nın bir anda hayatına giren tipe gelirsek başta "tipsizin önde gideni bu kadın bunda ne buldu?" dedim...Ama sonra aşkın insanları nasılda güzelleştirdiğini farkettim...Aşkları o kadar tutkuluyduki Alex karakteri sonlara doğru birden çok yakışıklı geldi bana:)
Film ağır işliyor onu  söylemekte fayda var, tam bir ilişki filmi, karakterler üzerinden dönen bir film...Hatta film öyle ağırki sadece 1 geceyi anlatıyor!!! Düşünün gerisini artık:)) Eminim filmi hiç beğenmeyip çok sıkılanda olur ama ben beğendim açıkçası....

Filmden sonra insan kendisine soramadan edemiyor hangisi daha kötü diye; Ruhsal olarak aldatılmak mı? Fiziksel olarak aldatılmak mı? İnsan neden sevdiğini aldatır???...

Are you stronger than your desires???

LAME
















26 Temmuz 2011 Salı

All Good Things



Haftasonu DVD keyfi yapmak için bu filmi seçtik çokta iyi yapmışız çünkü izlemeye değer bir film. Buraya genelde çok beğendiğim, çok etkilendiğim ve tavsiye ettiğim filmleri yazmayı seviyorum. Bu filmde benim gibi psikolojik gerilim sevenler ve ayrıca dram sevenler için güzel.

Uzun ve ağır soluklu bir film, yerinde duramayan tipler,  hızlı aksiyon sevenler için değil, onu baştan söyleyeyim:))

Film yaşanmış gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Çocukluğunda yaşadığı travmanın etkisinden çıkamayan bir adamın, ilerleyen zamanda ortaya çıkan psikolojik sorunları nedeniyle hayatının altüst olmasını ve gizemini paylaşıyor hikaye. Şuan bu adamın hayatta olduğunu bilmek bana korkunç geldi, başroldeki  David'i Rylan Gosling canlandırmış, ve inanılmaz etkileyici, gerçekçi bir oyun sergilemiş. Öyleki
hikayede 70'li yıllarda başlayıp 2000'lere doğru yıldan yıla David'in gayet normal bir karakterden nasıl sıradışı bir psikopata doğru gidişatını görüyorsunuz.

Filmin müzikleri güzel, ayrıca 70'li yıllara ilgimden dolayı o bölümleri ekstra beğenerek izledim:)) Filmin ikinci yarısı karmaşık duygular, belirsizlikler, gizem öyle artıyorki seyirciyi an be an meraklandırmayı başarıyor. Ağır soluklu olsada ara ara gelen ipuçlarını yakalamak, tekrar yeni bir olaya meraklanmak izleyiciyi filme fokusluyor.

Bilirsiniz bazı gerilim aksiyon filmlerinde hep aynı olay vardır, gizem, merak, ipucu tekrar gizem...vs  herneyse filmin sonlarına doğru bütün puzzle parçaları teker teker birleşir, aaa buda böyleymiş şuda şöyleymiş dersiniz ya, işte bu filmde o şekilde tam benim sevdiğim gibi:)....Kurgu belki benzeri filmler kadar zekice değil ama izlemeye değer...

Fragmanını merak ediyorsanız hemen ekliyorum;

İyi seyirler..:)

LAME











16 Haziran 2011 Perşembe

Natalie Portman Keira Knightley Benzerliği

        Bana son zamanların yeni nesil en güzel ve başarılı Holywood aktristlerini sorarsanız size 2 isim veririm; Natalie Portman ve Keira Knightley...Yalnız ikisi o kadar birbirine benziyorki ayırt etmek cidden zor. Kariyer olarak hangisi diğerini solladı derseniz açık ara farkla Natalie.
       Natalie'yi ilk Leon'dan hatırlıyorum, nasılda yıldızı parlamıştı o film ile, Natalie 1981 doğumlu İsrail-Amerika melezi, annesi aktris babası doktor, Kudüs'te doğmuş ve okul hayatı çok başarılı geçmiş, Harvard Üniversitesi psikoloji mezunu, ayrıca sonrası master yapmış bildiğim kadarıyla ve 6 dil biliyor. Black Swan'la oscar alan yıldız Boleyn kızı, Yıldız Savaşları, Thor, Kardeşler gibi birçok başarılı filmde oynadı.
        Keira ise onun kadar şanslı değil, çünkü İngiliz asıllı ve biliyorsunuz Holywood sinemasında İngiliz oyuncularının şansı hep daha az olmuştur. 1985 doğumlu olan İskoç ödüllü yazar baba ve İngiliz tiyatro oyuncusu annesi olan Keira  Natalie gibi iyi bir eğitim görmemiş, kolej sonrası oyunculuğa çocuk yaşlarda başlamış. Küçükken dizilerde oynadıktan sonra Star Wars ile ün kazandı fakat bence büyük çıkışı Karayip Korsanları oldu.
           Oyunculukta hiç kuşkusuzki Black Swan sonrası Natalie'nin yeri benim için farklı ,güzellik olarak ikiside o kadar güzelki karşılaştıramıyorum...Keira bence kemik hatlarının daha belirgin olmasıyla daha çekici zaten Chanel'in parfümünün yüzü olarak seçilmesi şans değil.
          Natalie ise Kuğu gibi zarif ve masum. Bakışları çok derin, çok ayrı bir güzelliği var.
          Natalie ve Keira'nın giyim tarzları, saç renkleri, makyaj stilleri şaşılacak kadar benzerlik gösteriyor.
Ayrıca bu iki güzelin saç renklerinide yakın  takibime aldığımı itiraf etmeliyim:))  Beğendiğim saç tonlarını ara ara kendime uyarlıyorum:)) Açıktan koyuya koyudan açığa çok hoş kahve tonları arasında gidip geliyor hatunlar....Benim gibi buğday ten, kahverengi gözlü (tipik Türk kızı modeli:)) olanlara bu fotolardaki tüm saç tonlarını önerebilirim...








Mesela altta sağdaki Keira'nın rengini denemiştim, benim gibi buğday ten kahverengi gözlülere yakışacak bir renk.




Keira'nın fotoları;


 


 

 

 

Keria'nın alttaki bal-karamel saç rengi bana bir ara o kadar ilham verdiki yıllardır değiştirmediğim koyu saçlarımı bir anda bu kadar açık olmasada baya açtırdım.İşin garibi yazın bronzken daha hoş duran bir renk. Bu rengi boyatmak isteyenler işin ehli bir kuaföre gitsinler yoksa turuncu saçla kuaförden ayrılabilirler:)) Herkes yapamıyor maalesef, benim en son gidip çok memnun kaldığım kuaförüm küllü açık kumral kahveye azcık bakır, çokça gold tonu boya karıştırdığını söylemişti bu saç rengini elde etmek için.


Natalie'nin fotoları;




 

         Natalie'nin sol alttaki saç rengide geçen hafta itibariyle saçımı boyattığım renktir:)) Kuaföre fotoyla gittim ayıptır söylemesi:)) Bu renge kimi kuaför çikolata kimi kuaför fındık kabuğu diyor. Benim kuaförüm bu rengin fındık kabuğu olduğunu söyledi ve o şekilde boya karışımı yaptı, içinede gold katmış dediğine göre, çok kızıllık istemedim, tam aynı ton olmadı ama baya yakın bir ton, açık renk saçlarımdan sonra şuan alışma devresindeyim:))) Saçlarını anne baskısından dolayı çok geç yaşta boyatmaya başlayan biri olarak çok saç rengi kültümü yok!! Amma velakin ne zevkli bir dünya imiş bu saç mevzuları:)))) Her defasında ayrı tona boyatmak istiyorum, açıktan sıkılıyorum, koyuya, koyudan sıkılıyorum, açığa dönüyorum :)))) Tutmayın beniiiii, amonyak krizim tuttu:)))

 


 

Altta soldaki ton koyu bakırmı acaba??? Bunuda ilerki sefere düşünebilirim:)))


 

 


Blog yazıma otobiyografik başlayıp güzellik tüyoları, saç renkleriyle son veriyorum:)) Etrafımda o kadar çok esmer olupta yapay sarışın olan kız varki gerçekten çirkin oluyorlar. Onlara tavsiyem bu fotoğraflardaki gibi kahve tonlarında yumuşak geçiş yapmaları. Bu iki Holywood starı bu tonlarda boyatıyorsa emin olun bir bildikleri vardır, profesyönel anlamda yönlendirenleri vardır kesin..Kahve tonlarına geçiş yapın, bir deneyin emin olun çok saha çekici olacaksınız, benden söylemesi.))))

LAME

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...